NEDEN KAYGILANIRIZ?

Kaygı, çoğu zaman olumsuz bir duygu gibi algılansa da aslında insanın hayatta kalma sisteminin doğal bir parçasıdır. Tehlikeyi fark etmemizi, önlem almamızı ve geleceğe hazırlanabilmemizi sağlar. Ancak modern dünyada kaygı, çoğu zaman gerçek bir tehlikeden çok, zihnimizin ürettiği olasılıklara karşı verdiği bir tepki hâline gelir. Peki neden bu kadar sık kaygılanırız?

Psikolojik açıdan bakıldığında kaygının temelinde belirsizlik yatar. İnsan zihni, olan biteni öngörebildiğinde kendini güvende hisseder. Ancak “Ya başarısız olursam?”, “Ya kontrolü kaybedersem?” gibi sorular, zihni sürekli geleceğe taşır. Gelecek ise doğası gereği belirsizdir. İşte kaygı tam da bu noktada ortaya çıkar: Henüz olmamış bir duruma, sanki olacakmış gibi tepki vermek.

Kaygının bir diğer önemli kaynağı öğrenilmiş deneyimlerdir. Geçmişte yaşanan zorlayıcı olaylar, beynin “Benzer bir şey tekrar olabilir” şeklinde alarm vermesine neden olur. Beyin, bizi korumak ister; fakat bazen bu koruma aşırıya kaçar ve tehdit algısı gerçekte olduğundan daha büyük hâle gelir.

Ayrıca yaşadığımız çağ da kaygıyı besler. Sürekli karşılaştırılmak, hızlı başarı beklentileri, sosyal medyada “kusursuz” hayatlara maruz kalmak, kişinin kendisiyle ilgili yeterlilik algısını zedeler. Bu da “yetişememe”, “eksik kalma” kaygılarını artırır. Kaygı burada bireysel bir sorun olmaktan çıkar, toplumsal bir duyguya dönüşür.

Önemli bir nokta şudur: Kaygı hissetmek zayıflık değildir. Aksine, duyarlı ve farkında olmanın bir göstergesidir. Sorun, kaygının yaşamı yönetmeye başlamasıdır. Kaygı bize rehberlik ettiğinde işlevseldir; ancak direksiyon başına geçtiğinde yaşam alanımızı daraltır.

Psikolojik iyi oluş açısından amaç, kaygıyı tamamen yok etmek değil, onunla sağlıklı bir ilişki kurabilmektir. Kaygıyı bir düşman değil, neye ihtiyaç duyduğumuzu anlatan bir sinyal olarak görebildiğimizde, onu anlamak ve düzenlemek mümkün hâle gelir.

Unutmamak gerekir ki bazen kaygı, durup kendimize şu soruyu sormamız için ortaya çıkar: “Şu an gerçekten tehlikede miyim, yoksa zihnim mi beni korkutuyor?” Bu ayrımı yapabildiğimizde, kaygı gücünü yavaş yavaş kaybetmeye başlar.

Kendinizi keşfetme yolculuğunuzda yalnız değilsiniz. Klinik Psikolog Onur Elkin eşliğinde online terapi veya Arnavutköy Tıp Merkezi‘nde yüz yüze seans planlamak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Yazar: Klinik Psikolog Onur ELKİN

Kaynakça

American Psychiatric Association (2013). DSM-5: Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders.

Beck, A. T., & Emery, G. (1985). Anxiety Disorders and Phobias: A Cognitive Perspective.

Barlow, D. H. (2002). Anxiety and Its Disorders: The Nature and Treatment of Anxiety and Panic.

Yalom, I. D. (2001). Varoluşçu Psikoterapi.

Sosay Medya Hesaplarımız

Bültenimize Abone Olun!

E-posta adresinizi girin ve bültenimize abone olun.