ERTELEME ALIŞKANLIĞI: TEMBELLİK DEĞİL, DUYGU YÖNETİMİ SORUNUMU?

Yapman gereken bir şey var. Biliyorsun. Hatta önemli olduğunu da biliyorsun. Ama yine de başlamıyorsun. Onun yerine odayı topluyorsun, telefonuna bakıyorsun, “bir kahve içip öyle başlayayım” diyorsun… Saatler geçiyor. Yapman gereken şey hâlâ duruyor. Ve sonra o tanıdık duygu geliyor: Suçluluk.

Erteleme çoğu zaman dışarıdan bakıldığında tembellik gibi görünür. “Hadi yap işte, ne var bunda?” denir. Ama işin iç yüzü genellikle çok daha karmaşıktır. Çünkü erteleme çoğu zaman zaman yönetimi değil, duygu yönetimi problemidir. Bir görevi ertelediğimizde aslında çoğu zaman görevden değil, o görevin bizde yarattığı duygudan kaçınırız. Kaygı, yetersizlik hissi, başarısızlık korkusu, sıkılma, hatta bazen mükemmel yapma baskısı…

Başlamak zor gelir çünkü sadece işe değil, o duygulara da temas etmek gerekir. Bu yüzden zihnimiz kısa vadeli bir çözüm üretir: “Şimdi yapma, sonra yaparsın.” Ve o an gerçekten rahatlarız. Ama bu rahatlama geçicidir.

Çünkü ertelenen her şey, zihnin arka planında çalışmaya devam eder. Yapılmayan iş büyür, baskı artar, kaygı yükselir. Ve ironik bir şekilde, erteledikçe başlamak daha da zorlaşır. Yani erteleme, kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede yük oluşturur. Peki neden bazı insanlar daha çok erteler? Bunun arkasında sıkça görülen birkaç dinamik vardır: Mükemmeliyetçilik.
“Ya yeterince iyi olmazsa?” düşüncesi, başlamayı engeller. Çünkü mükemmel olmayacaksa hiç olmasın gibi hissedilir. Kendine güvensizlik. “Nasıl olsa yapamayacağım” inancı, çabayı baştan anlamsızlaştırır. Duygudan kaçınma. Zor, sıkıcı ya da stresli hissettiren görevler otomatik olarak ertelenir. Ve belki de en yaygın olanı: Anlık rahatlamayı uzun vadeli faydaya tercih etmek. İnsan beyni, doğası gereği hemen iyi hissetmeyi seçer. Bu yüzden sosyal medya, dizi, küçük dikkat dağıtıcılar her zaman daha cazip gelir. Çünkü çaba istemez, anında ödül verir. Ama bu noktada önemli bir şeyi fark etmek gerekir: Ertelemek, karakter zayıflığı değildir.
Bu, öğrenilmiş bir baş etme biçimidir. Ve öğrenilmiş her şey gibi, değiştirilebilir. Peki nasıl? Belki de ilk adım şu soruyu sormaktır:
“Ben şu an gerçekten neyi erteliyorum?” İşi mi, yoksa o işin bende yarattığı duyguyu mu? Bu farkındalık küçük ama güçlü bir başlangıçtır. Çünkü bazen çözüm daha disiplinli olmak değil, kendine daha dürüst olmaktır. Bazen “neden yapamıyorum?” yerine “bu bana ne hissettiriyor?” diye sormak gerekir. Çünkü bazı şeyler zamanla değil, yüzleşmeyle çözülür. Ve belki de en önemlisi şu: Başlamak için motive olmayı beklemek zorunda değilsin. Bazen motivasyon, başladıktan sonra gelir.

Kendinizi keşfetme yolculuğunuzda yalnız değilsiniz. Klinik Psikolog Onur Elkin eşliğinde online terapi veya Arnavutköy Tıp Merkezi‘nde yüz yüze seans planlamak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Kaynaklar

  • Steel, P. (2007). The nature of procrastination: A meta-analytic and theoretical review of quintessential self-regulatory failure. Psychological Bulletin, 133(1), 65–94.
  • Sirois, F. M., & Pychyl, T. A. (2013). Procrastination and the priority of short-term mood regulation: Consequences for future self. Social and Personality Psychology Compass, 7(2), 115–127.
  • Tice, D. M., & Baumeister, R. F. (1997). Longitudinal study of procrastination, performance, stress, and health: The costs and benefits of dawdling. Psychological Science, 8(6), 454–458.
  • Pychyl, T. A., & Flett, G. L. (2012). Procrastination and self-regulatory failure: An introduction to the special issue. Journal of Rational-Emotive & Cognitive-Behavior Therapy, 30, 203–212.
  • Ferrari, J. R., Johnson, J. L., & McCown, W. G. (1995). Procrastination and task avoidance: Theory, research, and treatment. New York: Plenum Press.
  • Sirois, F. M. (2014). Out of sight, out of time? A meta-analytic investigation of procrastination and time perspective. European Journal of Personality, 28(5), 511–520.
Sosay Medya Hesaplarımız

Bültenimize Abone Olun!

E-posta adresinizi girin ve bültenimize abone olun.