NEDEN SON DAKİKA İNSANIYIZ?

Bir işi yapmamız gerektiğini biliyoruz. Hatta çoğu zaman ne yapmamız gerektiğini de gayet iyi biliyoruz. Ama yine de bekliyoruz. Önce bir kahve, sonra kısa bir sosyal medya turu, belki küçük bir video… Derken zaman hızla akıyor ve bir bakmışız ki o tanıdık cümle zihnimizde beliriyor: “Artık gerçekten başlamam lazım.” Çoğumuz bunu “tembellik” olarak açıklamaya meyilliyiz. Oysa psikoloji bize farklı bir şey söylüyor. Erteleme davranışı, yani Procrastination, çoğu zaman tembellikten değil duygularımızı yönetme biçimimizden kaynaklanır.

Bir görev gözümüzde büyüdüğünde, zor veya belirsiz göründüğünde beynimiz bunu bir tür tehdit gibi algılayabilir. Bu noktada devreye çok insani bir mekanizma girer: rahatsız edici duygudan kaçınma. Yapılması gereken işi düşünmek bile stres yaratıyorsa, beynimiz hızlı bir çözüm bulur: dikkatini başka bir şeye yöneltmek. Sosyal medya, mesajlar, küçük ev işleri… Hepsi kısa süreli bir rahatlama sağlar. Bu rahatlama tesadüf değildir. Beynin ödül sistemiyle yakından ilişkilidir. Özellikle Dopamine gibi nörokimyasal süreçler, anlık ödülleri uzun vadeli kazançlara tercih etmemize neden olabilir. Bir işi tamamlamanın getireceği tatmin gelecekteyken, telefon ekranındaki yeni bir bildirim hemen şimdi küçük bir ödül sunar.

Ertelemenin bir diğer güçlü nedeni de mükemmeliyetçiliktir. İronik bir şekilde, işi en iyi şekilde yapmak isteyen insanlar bazen başlamayı en çok erteleyenlerdir. Çünkü zihinlerinde ideal bir sonuç vardır ve o seviyeye ulaşamama ihtimali rahatsız edicidir. Bu durumda başlamak yerine beklemek daha güvenli görünür. Zaman ilerledikçe baskı artar. Son teslim tarihi yaklaştığında stres yükselir, ama aynı zamanda odak da keskinleşir. Birçok “son dakika insanı” aslında bu yoğunlukla çalışmaya alışmıştır. Adrenalin ve zaman baskısı onları harekete geçirir. Bu yüzden erteleme davranışı bazen kendi kendini pekiştiren bir döngüye dönüşür.

Peki bu döngü kırılabilir mi? Araştırmalar küçük başlangıçların büyük fark yarattığını gösteriyor. Bir görevi “bitirmek” yerine sadece “başlamak” hedefi koymak, zihnin direncini azaltabilir. Beş dakikalık bir başlangıç çoğu zaman beklenenden daha uzun bir çalışma süresine dönüşür. Çünkü en zor adım genellikle ilk adımdır. Belki de mesele şudur: İnsan zihni geleceğin mantığıyla değil, bugünün duygularıyla hareket eder. Yapmamız gereken işi bildiğimiz halde ertelememiz, iradesiz olduğumuz anlamına gelmez. Çoğu zaman sadece beynimizin kısa vadeli rahatlığı uzun vadeli hedeflere tercih etmesidir.

Bir dahaki sefere kendinizi “son dakika insanı” olarak suçlamadan önce küçük bir şey deneyin: Görevi küçültün, beklentiyi düşürün ve sadece birkaç dakikalığına başlayın. Çünkü bazen ilerlemenin sırrı büyük bir motivasyon değil, küçük bir başlangıçtır.

Kendinizi keşfetme yolculuğunuzda yalnız değilsiniz. Klinik Psikolog Onur Elkin eşliğinde online terapi veya Arnavutköy Tıp Merkezi‘nde yüz yüze seans planlamak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Kaynakça

  • Piers Steel (2007). The Nature of Procrastination: A Meta-Analytic and Theoretical Review of Quintessential Self-Regulatory Failure. Psychological Bulletin.
  • Timothy A. Pychyl (2013). Solving the Procrastination Puzzle: A Concise Guide to Strategies for Change. TarcherPerigee.
  • Fuschia M. Sirois & Timothy A. Pychyl (2013). Procrastination and the Priority of Short-Term Mood Regulation. Social and Personality Psychology Compass.
  • Joseph Ferrari (2010). Still Procrastinating? The No Regrets Guide to Getting It Done. Wiley.
  • Roy F. Baumeister & John Tierney (2011). Willpower: Rediscovering the Greatest Human Strength. Penguin Press.
  • Daniel Kahneman (2011). Thinking, Fast and Slow. Farrar, Straus and Giroux.
  • Angela Duckworth (2016). Grit: The Power of Passion and Perseverance. Scribner.
Sosay Medya Hesaplarımız

Bültenimize Abone Olun!

E-posta adresinizi girin ve bültenimize abone olun.