RUHSAL YARALARIMIZI SARMAK: İYİLEŞME, KENDİMİZLE KURDUĞUMUZ İLİŞKİDİR

Hayat, iz bırakmadan geçmez. Bazı izler görünürdür, bazıları ise yalnızca kişinin iç dünyasında taşınır. Psikolojide bu görünmez izler çoğu zaman “ruhsal yaralar” olarak adlandırılır. Bu yaralar, yalnızca büyük travmalarla değil; anlaşılmamak, değersiz hissettirilmek, uzun süreli stres ya da duygusal ihmal gibi deneyimlerle de oluşabilir. Önemli olan yaşanan olayın büyüklüğü değil, bireyin o deneyimi nasıl yaşadığıdır.

Psikolojik açıdan bakıldığında, ruhsal yaraların iyileşmesi “unutmak” ya da “üstesinden gelmek” ile eş anlamlı değildir. Aksine, iyileşme çoğu zaman hatırlamak, fark etmek ve anlamlandırmakla başlar. Freud’un erken dönem çalışmalarında vurguladığı gibi, işlenmemiş duygular kaybolmaz; yalnızca farklı yollarla kendini göstermeye devam eder. Günlük hayatta bu durum; ani öfke patlamaları, yoğun kaygılar ya da tekrarlayan ilişki sorunları şeklinde karşımıza çıkabilir.

Bağlanma kuramı, ruhsal yaraların neden bazı kişilerde daha derin izler bıraktığını anlamamıza yardımcı olur. Erken dönem ilişkilerinde yeterince güven ve duygusal karşılık göremeyen bireyler, zorlayıcı yaşantılar karşısında kendilerini yatıştırmakta daha fazla zorlanabilirler. Buna karşın, güvenli ilişkiler deneyimlemiş bireyler için iyileşme çoğu zaman daha ulaşılabilir olur. Çünkü iyileşme, yalnızca bireysel bir süreç değil; ilişkisel bir deneyimdir.

Son yıllarda psikoloji literatüründe öne çıkan kavramlardan biri de kendine şefkattir. Kendine şefkat, kişinin acı veren deneyimler karşısında kendisini sertçe yargılamak yerine, anlayış ve kabulle yaklaşabilmesidir. Araştırmalar, kendine şefkat düzeyi arttıkça utanç, suçluluk ve yoğun öz-eleştirinin azaldığını göstermektedir. Bu da ruhsal yaraların onarımında önemli bir koruyucu faktör olarak karşımıza çıkar.

Ruhsal yaraları sarmak doğrusal bir süreç değildir. İyileşme; bazen ilerleme, bazen duraksama, bazen de geriye gitmiş gibi hissettiren dönemler içerebilir. Ancak bu dalgalanmalar, sürecin sağlıksız olduğu anlamına gelmez. Travma sonrası büyüme yaklaşımı, bireyin yaşadığı zorluklar sonucunda psikolojik farkındalık, ilişkisel derinlik ve yaşam anlamı açısından gelişim gösterebileceğini vurgular. Bu büyüme, acının yok olması değil; acıyla kurulan ilişkinin dönüşmesidir.

Bir psikolog gözünden bakıldığında, ruhsal yaraları sarmak geçmişi silmek değil; geçmişin bugünkü yaşam üzerindeki etkisini hafifletmektir. İyileşme, kişinin kendisiyle daha dürüst, daha şefkatli ve daha gerçek bir ilişki kurabilmesiyle mümkün olur. Bazen bu yolculuk destekle, bazen tek başına, çoğu zaman da her ikisiyle birlikte ilerler.

Yazar: Klinik Psikolog Onur ELKİN

Kaynakça

Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development. Routledge.

Freud, S. (1957). Mourning and melancholia. In J. Strachey (Ed.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Vol. 14). (Orijinal çalışma 1917).

Greenberg, L. S. (2011). Emotion-Focused Therapy. American Psychological Association.

Neff, K. D. (2003). Self-compassion: An alternative conceptualization of a healthy attitude toward oneself. Self and Identity, 2(2), 85–101.

Tedeschi, R. G., & Calhoun, L. G. (2004). Posttraumatic growth: Conceptual foundations and empirical evidence. Psychological Inquiry, 15(1), 1–18.

Kendinizi keşfetme yolculuğunuzda yalnız değilsiniz. Klinik Psikolog Onur Elkin eşliğinde online terapi veya Arnavutköy Tıp Merkezi‘nde yüz yüze seans planlamak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sosay Medya Hesaplarımız

Bültenimize Abone Olun!

E-posta adresinizi girin ve bültenimize abone olun.